Metabolik Sendrom Nasıl Çözülür?

Gordion Düğümü

Metabolik Sendrom Gordion Düğümüyse Metabolik Cerrahi Kılıçtır!

Gordion Düğümü Nedir?

Metabolik cerrahi ile Gordion Düğümü’nün ilişkisini anlamak için önce biraz geçmişe gidelim 🙂 Milattan önce 333 yılında Büyük İskender ordusuyla Gordion kentini ele geçirir. Bu şehir günümüzde Polatlı yakınlarındadır ve buluntuların sergilendiği bir müze vardır. Efsaneye göre kahinlerin öküz arabasıyla şehre giren ilk kişiye krallığın verilmesini söyledikleri ve Gordias’ın bu şekilde kral olduktan sonra arabasını kimsenin çözemeyeceği bir düğümle bağladığı iddia edilir.

Gordias aynı zamanda çoğunuzun bildiği hani şu eşek kulaklı kral Midas’ın da babasıdır. Gordion düğümünü çözebilecek kişinin tüm Asya’nın hakimi olacağı da kehanette ileri sürülmektedir. İşte şehri fetheden İskender’in ilk işi bu düğümün yanına gelmek olur. Bir süre çözmeye uğraştıktan sonra bir kılıç darbesiyle düğümü keser. Ve kehanetteki gibi, çok genç yaşta zamanının en büyük imparatorluklarından birini kurar.

Gordion düğümü

Metabolik Sendrom ile Gordion Düğümü’nün Ne İlgisi Var?

Bu makale American College of Surgeon’s (ACS) Metabolik Cerrahi Sempozyumu’ndan derlenmiştir.  Derneğin yayın organının Şubat sayısında obezite ve metabolizma cerrahisi konusundaki gelişmeler ve insülinin Tip 2 diyabet tedavisinde modası geçmiş bir tedavi olduğu işlenmektedir.

Dolayısıyla metabolik cerrahi ile Gordion Düğümü arasındaki ilişki çok barizdir. Yüzyıllarca hekimler obezite, diyabet, dislipidemi, nonalkolik hepatosteatoz, polikistik over sendromu ve hatta kanser gibi bir çok hastalığı barındıran metabolik sendromu, Gordion Düğümü’nü çözmeye çalışır gibi türlü metodlarla çözmeye uğraşmışlardır. Günümüzde ise tek bir ameliyatla bunların tümünden kurtulmak ve korunmak mümkündür. Bu makalede metabolik sendroma tüm çerçevelerden bir bakış ve bariatrik ve metabolik cerrahinin sağlıkla ilgili bu problemleri çözme mekanizmaları hakkında bilgi edineceksiniz.

Obezite Sorunu

İnsanlık tam açlık ve veba gibi salgınlardan kurtuldum sanarken, obezite ve onun yol açtığı hastalıklar dünya çapında bir salgın haline gelmiştir. Bu salgın 2010’da tam 3.4 milyon ölümden sorumludur. 2012’de tüm dünyada ölen 56 milyon kişinin 620 bini şiddet olaylarında, bunun da sadece 120 bini savaşlarda, 800 bini intihar sonucu ölürken, 1.5 milyon kişi diyabet yüzünden ölmüştür.

obezite

 

Obezite, vücutta aşırı yağ toplanmasıyla sonuçlanan patolojik bir durum, bir hastalıktır. Hem kalıtımsal özelliklerin, hem de çevresel etkenlerle belirlenen ve epigenetik dediğimiz durumun etkili olduğu bir durumdur. Çalışmalar vücut kitle indeksindeki değişkenliğin % 67 oranında kalıtımsal olduğunu göstermiştir. Toplam değişkenliğin % 40’ı gıda alımını kontrol eden genlere bağlı, % 12’si metabolik hızı belirleyen genlere bağlı, % 5’i yağ yakımı ile ve % 10’u da spontan fiziksel aktiviteyle ilişkili bulunmuştur.

Obezite Dünya Çapında Bir Salgın!

Obezitede artış eğilimi 20. yüzyılın başında başlamıştır. Ancak 1976-1980 arasında eğri anlamlı şekilde yükselmiş, 1999’dan 2009’a kadar oran ikiye katlanmıştır. Öngörülere göre 2019’da bir kez daha ikiye katlanacaktır. Genlerin bu kadar hızlı değişemeyeceğini biliyoruz, ama epigenler değişebilir! 1960’dan 2014’e kadar kadınlarda obezite oranı % 17’den % 40.4’e, erkeklerde ise % 11’den % 35’e fırlamıştır.

Bu artışın kalitesiz gıda tüketimindeki artışla, hareketsiz yaşam ve çalışma koşullarıyla ve giderek azalan uyku süreleriyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu açıklama ne kadar mantıklı görünse de, insanların şişmanlıklarından kendilerinin sorumlu olduğu şeklinde yaygın bir yanlış inanışa yol açma riski vardır. Kişisel sorumluluğun işe yaramaması oranı sanıldığından daha büyüktür.

obezite nedenleri

 

Obezitenin biyolojisiyle ilgili araştırmalar arttıkça, bakış açımız da değişmiş ve çevresel etkenlerin genlerin davranışını değiştirebileceği ve bu epigenetik değişimlerin gelecek kuşaklara aktarılabileceği anlaşılmıştır. Epigenetik gen modülasyonu genlerin çevresel etkenlere uyum sağlamak için değişmelerini, hatta dakikalar içinde değişmelerini sağlayan dinamik yanıt şeklidir. Çok basit bir örnekle anlatacak olursak, bir deneyde meyve sineklerinin şekerli suyla beslenmeleri şeker metabolizmasında sorumlu olan bir geni baskılamış ve bir sonraki kuşak şekerli suyla beslendiklerinde ölmüşlerdir. Yani bir kuşakta bile beslenme şekli genetik değişimlere yol açabilmiştir. Bunun nasıl bir tehlikeye işaret ettiğini düşünebiliyor musunuz?

Genç bir bireyin, bol şeker içeren içecekler tüketirken aynı zamanda ebeveyninden aldığı kusurlu genler nedeniyle şekeri doğru şekilde metabolize edememesi yüzünden genç yaşta ağır klinik obeziteye doğru gideceğini tahmin edebiliriz. Epigenetik düzenleme dinamik ve sürekli şekilde olmakta ve hayat boyu sürmektedir. Bu değişimler çevresel faktörler, egzersiz alışkanlıkları, gıda tüketimi, uyku ve stress ile etkilenebilmektedir.

Obezite Artışı Önlenemiyor!

Matematiksel modelleme bazı özel faktörleri belirleyerek bir salgının gelecek izdüşümünün yapılabilmesini sağlayan bir bilimdir. Obezite sıklığını modelleyen bir güncel çalışmada obezitenin sürekli biçimde arttığı, ABD’de % 41, İngiltere’de % 26.7’lere kadar çıkacağı öngörülmektedir. Bir birey genetik olarak eğilimliyse, ya da diğer deyişle homozigot obezite geni taşıyorsa kilo artışı açısından daha büyük risk altındadır.

Obezitenin gelişiminde toplum kökenli teoriler, toksik gıda çevreniyle mücadele etmek için yaşam biçimini değiştirme stratejileri, kalori alımının azaltılması ve davranışsal değişikliklere odaklanırlar. Yoğunluğuna ve süresine bağlı olarak bu yaklaşımlar vücut ağırlığında maksimum % 5-10 değişime neden olurlar. Bu bile yandaş hastalıklarda belirgin düzelmeler sağlar. Maalesef birçok kişi zaman içerisinde verdiği kiloları korumakta zorlanır ve sıklıkla başka bir metoda gereksinim duyarlar. Tekrarlayan bu kilo alıp verme kısır döngüsünün fizyolojik olarak bir çoğu bilinmeyen birçok negatif etkisi vardır. Kilolarını korumakta başarısız olan bireyler metabolik olarak giderek daha az esnek hale gelirler.

Metabolik adaptasyon istemli gıda kısıtlaması yapan hastalarda kilo kaybına karşı gözlenen bir yanıttır. Katı gıda kısıtlamaları veya açlık diyetleriyle kilo vermeyi deneyimleyen ve tekrar kilo alan kişilerde vücut sıklıkla yeni ve daha yüksek bir metabolik set değeri belirler.

biggest loser

The Biggest Loser adlı TV yarışmasına katılanlarda yapılan 6 yıllık bir çalışmanın sonuçları, kilo kaybetmeyi başaran kişilerin bazal metabolik hızlarının yaş kütlesi azaldıkça düştüğünü, fakat kilo alımına karşı da hala düşük kaldığını, hatta daha da azaldığını göstermiştir. Bunun anlamı, bir kez kilo verdiğinizde vücudun kendini korumaya almak için istirahatte harcadığınız bazal kalori miktarını azalttığı ve bunun yıllarca düşük kaldığıdır.

Tekrar kilo alma durumunda bu genellikle açlık hissinin daha fazla olması yüzünden olmaktadır. Bu açlık hissi, kişiyi baştakinin 3 katı fazla yemeye, ya da diğer deyişle verilen her kilo için günde 100 kalori fazladan tüketmeye itmektedir. Metabolik hızın da düştüğü gözönüne alınırsa, bu neden kişilerin verdikleri kiloyu fazlasıyla geri aldığını açıklamaktadır. Buna karşın, örneğin gastrik bypass ameliyatı geçiren kişilerde ameliyattan sonraki 6 ayda metabolik hızda sadece küçük bir azalma görülmektedir. Yani vücut ağırlığı kaybedilmesine rağmen metabolik hız nispeten sabit kalmaktadır. Bu da, neden diyetler işe yaramazken obezite cerrahisinin işe yaradığını açıklamaktadır.

Sonraki Bölüm: Metabolik Sendrom ve Metabolik Cerrahinin Çözüm Mekanizmaları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hemen Ara!