Aşırı Şeker Tüketimi

Aşırı Şeker Tüketimi, İnsülin Direnci, Karaciğer Yağlanması, Obezite, Diyabet, Kalp Hastalıkları ve Bazı Kanser Türleri Hakkında İlginç Bilgiler!

Artık bilinmektedir ki, aşırı şeker tüketimi karaciğer yağlanması, insülin direnci, obezite, diyabet, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini arttırıyor. Bu durumda şu soru gündeme geliyor: Şeker vücut için toksik, yani zehirli midir?

Öncelikle bazı gerçekleri ortaya koymamız gerek. Rafine şeker (sucrose) yarı yarıya früktoz ve glukozdan oluşur. Fruktoz şekeri daha da tatlı yapan maddedir. Zararlı kabul edilen früktoz mısır şurubu rafine şekerden sadece % 5 daha fazla früktoz içermektedir. Yani günah keçisi aramaya gerek yok, rafine şeker de en az mısır şurubu kadar zararlı!

Vücudumuz früktoz ve glukozu farklı şekilde metabolize eder. Fruktozu sadece karaciğer işleyebilirken, glukoz tüm vücut hücrelerinde işlenebilir. Pirinç, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar glukoza dönüştürülür. Daha fazla früktoz tüketildikçe, örneğin içeceklerdeki gibi, bir seferde fazla miktarda alınabilirken, karaciğere binen yük ciddi şekilde artmaktadır.

Pankreas, kanda şeker seviyelerinin yükselmesine karşı insülin adı verilen bir hormon salgılar. İnsülin kandaki fazla şekerin kandan çekilmesini, karaciğer ve kaslarda glikojen adı altında depolanmasını sağlar. Depolar dolduysa ve çok fazla şeker tüketiliyorsa hücreler insülini dinlememeye başlar. Bir süre sonra yorulan pankreas aynı etkiyi sağlamak için daha fazla insülin pompalamak zorundadır. Sonuçta şeker artan şekilde yağ hücrelerinde depolanmaya başlar.

Ortaya çıkan tablo insülin direnci olarak adlandırılır. Zaman içinde pankreas artık kan şekerini dengelemek için giderek daha fazla insülin salgılamaya başlar ve kan akımında hem yüksek kan şekeri hem de yüksek insülin düzeyleri ortaya çıkar. Kronik insülin direnci aynı zamanda metabolik sendrom olarak da bilinen durumdur. Şeker tüketimiyle insülin direncini ilişkilendiren kanıtlar giderek artmaktadır.

İnsülin direnci ve kronik olarak yüksek insülin seviyeleri diyabet, obezite, yüksek tansiyon, düşük HDL (,y, kolesterol) ve yüksek trigliseridler için anlamlı bir risk faktörüdür.

Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Örgütü 2004 verilerine göre, insülin direnci olan, obez veya diyabetik bireylerin kansere yakalanma riski daha yüksektir. Dahası, kanser araştırmacıları aşırı insülinin tümör büyümesini arttırdığını, birçok insan hücresinin büyümek ve çoğalmak için insüline ihtiyaç duyduğunu göstermiştir. İnsülin direnci birçok hastalık için başlatıcı etkendir.

Karaciğerde yağ depolanmasıyla oluşan yağlı karaciğer hastalığı insülin direncinin bir sonucudur. Buna yol açan da büyük ölçüde früktoz tüketimidir. 1980’lerde ortalama bir Amerikalı 34.019 gram şeker tüketiyordu. Obezite oranı yedide birdi ve 6 milyon diyabetik vardı. 2000’lerde şeker tüketimi yıllık 40.840 grama yükseldi .Obezite oranı üçte bire, diyabetli sayısı da 14 milyona yükseldi.

Aslında yapılabilecek en iyi çalışma, şeker alımınızı en aza indirmek, nasıl hissettiğinizi, kilo, kan basıncı, kolesterol, trigliserid ve tiroid fonksiyonlarınızı takip etmektir. Unutmayın, insülin tüm bu metabolik sorunların merkezindeki maddedir. Şeker ve karbonhidrat tüketimi insülin salgısını tetikler. Yağ tüketiminin böyle bir etkisi yoktur. Kronik olarak yükselmiş insülin seviyeleri ise diyabete, kilo alımına, yüksek tansiyona, düşük HDL kolesterol seviyelerine, metabolik sendroma ve hatta kansere yol açar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hemen Ara!