Obezitenin Nedenleri

Obezitenin Nedenleri

Obezitenin nedenleri nelerdir

I am text block. Click edit button to change this text. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Obezitenin nedenleri nelerdir?

Obezite multifaktoriyel, yani bir çok nedenin birlikte rol oynadığı bir hastalıktır. Bunlar arasında aşırı ve yanlış beslenme ile fiziksel aktivite yetersizliği en önemli sebepler olarak kabul edilmektedir. Bunun yanısıra genetik, çevresel, nörolojik, sosyokültürel ve psikolojik bir çok faktör de rol oynamaktadır. Tüm dünyada çocukluk çağı obezitesindeki artış oranları, çevresel faktörlerin genetik faktörlerden daha ön planda olduğunu düşündürmektedir.

Yaşamın ilk yıllarındaki beslenme şeklinin daha sonraki yaşlarda obeziteyi etkilediği saptanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü araştırmasına göre, 6 ay sadece anne sütüyle beslenen ve en az 2 yıl emzirilmeye devam edilen çocuklarda obezite ve kronik hastalık riskinin azaltılabileceği bildirilmiştir. Obezitede etkili faktörleri özetleyecek olursak:

Fazla Kalori Tüketimi

Obezitenin-nedenleri-nelerdirGünümüzde insanlar önceki kuşaklardan çok daha fazla kalori tüketmektedir. Sadece yüksek kalorili, ucuz gıdaya kolay ulaşım değil, gıdaların giderek daha fazla işlenmiş ve endüstriyel şeker içeriği yüksek hale gelmesi de bir etkendir. Üstelik bu yalnızca gelişmiş ülkelerin bir sorunu olmayıp, dünya çapında bir artış göstermektedir.

İnsanları daha sağlıklı beslenmeye yönlendirmek için yürütülen kamuoyu bilinçlendirme çalışmalarına milyonlarca dolar harcanmasına rağmen, toplumun çoğunluğu fazla yemeye devam etmektedir. Son 10 yılda dünyada obezite oranları iki kata yakın artmıştır. Örneğin ABD’de obezite oranı 1980’de % 14 iken, 2000’de % 31’e fırlamıştır.

Çalışmalara göre, 1971’de kadınlar günde ortalama 1542 kalori tüketirken, 2004’de bu miktar 1877’ye yükselmiştir. Erkeklerde ise 2450 olan rakam 2618’e yükselmiştir. Bu kalori artışının en önemli nedeni karbonhidrat ve şeker tüketiminde endüstrinin de zorlamasıyla yaşanan patlamadır. Özellikle genç ergenler arasında artan kalori tüketiminin en önemli sorumlusu şekerli içecekler ve fast food tüketimidir. Son otuz yılda fastfood tüketimi üç kat artmıştır.

Kalori tüketimini arttıran diğer nedenler, şeker lobisinin gıda politikaları üzerinde etkili olması, tarım politikalarının özellikle gelişmiş ülkelerde daha fazla ucuz ve kalitesiz gıda tüketimi yolunu açması, genetiği değiştirilmiş mısır, mısır şurubu gibi zararlı besinlerin sebze ve meyveden daha ucuza malolmasıdır.

Sanıldığı gibi obezite bir anda ortaya çıkmamakta, yıllar içinde azar azar biriken fazla kalorilerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak 20 yaşında 60 kilo, 40 yaşında ise 105 kilo olan birini ele alalım. Bu kişi, her yıl yaklaşık 2.5 kilo almıştır. Yarım kilo yağ 3500 kaloriye karşılık gelir. 2.5 kilo ise 17.500 kalori eder. Ortalama günlük kalori alımı 1800 kaloriye denk gelir. Ortalama yıllık kalori alımı ise 657.000 kaloridir. Yani, her yıl 2.5 kilo almanın sebebi, sadece yakabildiğinizden % 2.6 fazla kalori, yani her gün 48 ekstra kalori tüketmenizdir. 48 kalori ise neredeyse yarım dilim ekmeğe karşılık gelmektedir. Bu örnek akıllıca beslenme taktikleri geliştirmenin obeziteyi önlemede ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, obeziteyi tedavi etmenin sadece fazladan alınan 50 kaloriyi önlemekle mümkün olmadığının da ipuçlarını vermektedir. Öyle olsaydı tüm hastalar için diyet ve egzersizin işe yaraması gerekirdi.

Hareketsiz Yaşam Tarzı

Teknolojinin ilerlemesiyle ve televizyon, bilgisayar, video oyunları, çamaşır ve bulaşık makineleri, otomobiller gibi araçların günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte, günümüz insanı anne babalarından ve önceki nesillerden çok daha hareketsiz bir yaşam tarzına sahip olmuştur. Bundan sadece on-onbeş yıl önce alışveriş yapmak için bile belli bir mesafeyi yürümek gerekirken, her şehirde kolayca erişilebilen alışveriş merkezleri ve evlere servis yapan fast food restoranlarının sayısı çığ gibi artmıştır. Öyle olmasa bile, araba bağımlılığı öylesine ilerlemiştir ki, insanlar yarım kilometre uzaktaki büfeden ekmek almaya bile arabayla gider hale gelmiştir.

Hareket miktarı azaldıkça harcanan kalori miktarı da en aza inmiştir. Ancak sorun sadece kalori harcama ile ilgili de değildir. Fiziksel aktivite hormonlarınızın çalışmasını ve aldığınız gıdalar işlenirken gereken süreçleri bile etkiler. Bir çok çalışmada, fiziksel aktivitenin insülin seviyeleri üzerinde faydalı etkisi kanıtlanmıştır. American Journal of Preventive Medicine Aralık 2012 sayısında yayınlanan bir çalışmada yatak odalarında televizyon bulunan çocukların, bulunmayanlara göre obez veya fazla kilolu olma oranlarının çok daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Yetersiz Uyku

Çalışmalar yetersiz uykunun obezite riskini ikiye katladığını göstermiştir. Bu risk hem çocuklar, hem de yetişkinler için geçerlidir. Çocuklarda ve erişkinlerdeki obezite salgını, gizli uykusuzluk salgını ile paraleldir. Uyku sürelerinin kısalması ve kalitesinin bozulması hormonal dengede bozulmaya ve iştah artışına neden olmaktadır. Yeterince uyumadığınızda, vücudunuz Ghrelin salgılamakta, o da iştahı uyarmaktadır. Aynı zamanda yetersiz uyku, iştahı baskılayan hormon olan Leptinin de yetersiz üretimine yol açmaktadır.

Endokrin sistemi etkileyen ve yağ metabolizmasıyla etkileşen gıdalar

Barcelona Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, früktoz (meyveşekeri) tüketiminin lipid enerji metabolizmasını etkilediği, böylece karaciğer yağlanması ve metabolik sendroma yol açtığı gösterilmiştir. Fruktoz esas olarak karaciğerde metabolize edilir. Karaciğer şeker tüketiminin metabolik etkilere yol açtığı hedef organdır. Fruktoz içeren gıdalarla beslenen farelerde metabolik sendroma benzer bir tablo geliştiği, bunun da sırasıyla kan yağlarında yükselme, karaciğer yağlanması ve nihayetinde tansiyon yüksekliği, insülin direnci, diyabet ve obeziteye yol açtığı gösterilmiştir.

Modern toplumlarda dengesiz diyet ve fiziksel egzersiz eksikliği obezite ve diğer metabolik hastalıklardaki artıştan sorumlu anahtar faktörlerdir. Yeni epidemiyolojik çalışmalarda früktozla tatlandırılmış içecek tüketiminin özellikle kadınlarda daha ağır etkilere sahip olduğu gösterilmiştir. Fruktoz özellikle mısır şurubunda bol miktarda bulunmakta, bu madde de hemen tüm endüstriyel içecek üretiminde kullanılmaktadır.

Yale Üniversitesi’nden araştırmacılar früktoz ve glukozun beyindeki etkilerini MR taramalarıyla karşılaştırmış ve yüksek früktoz içeren diyetin günümüzdeki obezite salgınının arkasındaki neden olabileceğini ileri sürmüşlerdir.

Yine JAMA (Journal of the American Medical Association) dergisinde yayınlanan bir makalede, beyinde iştahı düzenleyen merkezin glukoz tüketen bireylerde aktif olduğu, ancak früktoz tüketildiğinde inaktif kaldığı bildirilmiştir. Bu bölgenin aktif olması demek, tokluk hissi oluşturan hormonların, yani bize artık yemeyi durdurmamız gereken uyarıcıların salgılanması demektir.

Bazı İlaçlar

Annals of Pharmacotherapy dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, sıklıkla reçete edilen bazı ilaçlar kilo almaya neden olabilmektedir. Özellikle kortikosteroid grubu ilaçlar ve bazı antidepresanların bu etkisi bilinmektedir. Bu ilaçların etkileri kişiden kişiye değişmekte olduğundan, özellikle fazla kilolu ve obez bireylerde mümkünse alternatifleri tercih edilmelidir.

Bedensel Obezite Belleği

Bir bireyin fazla kilolu kaldığı süre uzadıkça, kilo kaybetmesinin zorlaştığı bilinmektedir. Bu bilgi, obezitenin kendi kendini pekiştiren ve kalıcı hale gelmeye çalışan bir olgu olduğunu düşündürmektedir. Journal of Clinical Investigation’da yayınlanan bir makaleye göre, hayvan deneylerinde obezitenin kendi kendini pekiştiren bir durum olduğunu düşündüren bulgulara erişilmiştir. Bu bulgular, çocukluk çağı obezitesine olabildiğince erken müdahale edilmesinin ve bütün yaşamlarını etkileyecek bu tablodan korunmaları ve bir an önce tedavi edilmelerinin önemini göstermektedir.

Bu çalışma, aynı zamanda erişkinlerin belli bir obezite derecesine ulaştıktan sonra, tek başına diyet ve egzersizle başarılı kilo kaybı vermekte neden zorluk yaşadıklarını da aydınlatmaktadır. Bu çalışmaya ek olarak, Nature Communications dergisinde 2015 yılında yayınlanan bir araştırma vücudumuzda taşıdığımız yağ miktarı arttıkça kilo kaybetmenin zor hale geldiğini göstermiştir. Yağ miktarı arttıkça, vücudun yağ yakmasını engelleyen bir proteinin üretimi artmaktadır.

Obezite Geni

University College London’dan bir grup araştırmacının Journal of Clinical Investigation Haziran 2013 sayısında yayınladığı bir makaleye göre, FTO geni olarak adlandırılan bir hatalı gen, 6 kişiden birinde aşırı yemenin nedeni gibi görünmektedir. FTO gen varyantını taşıyan bireyler daha fazla, daha kalorili ve daha yağlı gıdalar tüketmeye eğilimlidir ve sıklıkla obezdir. Aynı zamanda bu bireylerin tokluk hissini almaları da daha uzun sürmektedir.

Hemen Ara!